hafta sony kapadokya

Otel fiyatlarını incelemek ve rezervasyon yaptırmak için tıklayın.

İnsanoğlunun binlerce yıldır hayatta kalıp varlığını sürdürebilmesi iki önemli beceride gizlidir. Bu becerilerin ilki neredeyse her türlü iklim ve çevre koşulunda dahi yaşayabilme potansiyeline sahip olduğunu gösteren “uyum (adaptibity)”; diğeri yaşadığı çevreyi kendi ihtiyaçları doğrultusunda işleyebilme kapasitesini gösteren “dönüştürme (transformation) becerisidir. Bu iki temel beceri sayesinde insanoğlu nesiller boyu hem hayatta kalmış hem de sahip olduğu bilgi, teknoloji ve kültürü bir kuşaktan diğerine aktara gelmiştir.

Kapadokya’ya yaptığımız ziyaret sırasında neredeyse pek çok kaya yerleşiminde, özellikle de yeraltı şehirlerinde aklımdan geçen düşünceler bunlar; sahip olduğum hissiyat ise hayranlık oldu. Nasıl hayran olmayayım ki. Yer altı şehirlerinde gün yüzüne çıkmış haliyle yerin 7 kat altında günümüzün ortalama insanının yürümekte zorlanacağı tüneller; tünellerin açıldığı kilerler, mahzenler, ibadethane ve mezarlar, ortak mutfaklar ve ailelerin aylarca yaşamlarını sürdürebileceği salon salamanje evler insanlığın gizli tarihine şapka çıkartmamızı sağlar nitelikte tasarlanmış.

kapadokya

Birbirine yaklaşık 10 km mesafede bulunan Derinkuyu ve Kaymaklı Yeraltı Şehirleri bölgede bilinen en ünlü iki yer altı şehri. Söylenenlere göre İ.Ö. 3000 yılına kadar uzanan geçmişleri var. Havalandırmasından tutun yolların birleşimine kadar her yönüyle muhteşem bir inşaat mühendisliği ürünü olan bu devasa yer altı şehirlerinin 5000 yıllık atalarımızın savaş, doğal afet ve yırtıcı hayvanlardan korunmak üzere inşa ettiklerini; o şehirleri hangi teknoloji ve mühendislik bilimi ile böylesine kusursuz yaptıklarını düşünmek bile akla durgunluk veriyor. Kaldı ki bu yerlerde bir de  aylarca yaşadıklarını düşünmek bu çağın insanı için bile akıl sağlığını zorlayıcı bir durum.

Kapadokya Bölgesi’nin hemen her yerinde bizi şaşırtacak bir doğa-insan ilişkisi görebiliyoruz. İşte bu yüzden burası, belki orada bulunduğumuz süre içinde havanın puslu oluşundan da kaynaklı “Puslu Kıtalar Atlası” adını çağrıştırıyor bana. Bu atlasta, Erciyes Volkanından yayılan tüflerin zamanla rüzgar, kar ve yağmurun aşındırması sonucu oluşmuş kayaların insan emeği ile biçimlenip bir eve, kiler-mahzene, ibadethaneye ya da kaya mezara dönüştüğünü görüyor; kayaların içine yerleşmiş insanlık ve hatta dinler tarihine şahitlik ediyoruz. Hristiyanlığın ilk dönemlerinden Batı Roma Dönemine kadar Hristiyanlık dininin gelişimini Bölgede bulunan sayısız bazilika, şapel ve kilisede izini sürerken buraya bizden yüz küsur yıl önce gelmiş ve adını duvarlara kazımış ziyaretçilerle aynı gizeme tanık olmanın büyüsüne kapılmadan da edemiyoruz.

Kapadokya Bölgesini tam anlamıyla büyülü bir gizem havzası olarak tanımlamak yanlış olmayacaktır sanırım. İster Uçhisar’a, ister Ortahisar’a isterseniz Ürgüp’e isterseniz Mustafapaşa yolundan Soğanlı‘ya doğru ya da tam tersi Göreme’den Avanos’a doğru gidin, nereye giderseniz sizi içine çeken, ruhunuzu sarıp sarmalayan bir atmosfer yakalamanız mümkün olacak. Çünkü doğanın tarihle, tarihin doğa ile bu kadar uyum içinde olduğu; böylesine ahenk içinde kucaklaştığı başka bir coğrafya sanırım dünyada nadir bulunur. Siz de karadan ya da ebemkuşağı rengindeki balonlarla havadan yapacağınız gezinizde aldığınız her nefeste bu eşsiz coğrafyada olmanın hazzını yaşayacak ve belki de benim gibi insanlığa dair keşif yolculuğuna kaldığınız yerden devam edebilmek adına gönlünüzden bir parçayı bu büyülü kentler adasına bırakıp döneceksiniz.

kapadokya tatili

Kapadokya’dan ne alsak da hatıra yapsak?

Dönmeden önce yanınızda buraya özgü birkaç şey götürmek isterseniz alçıdan yapılmış Kapadokya temalı ya da onyxten yapılmış süs eşyaları alabileceğiniz gibi Avanos’tan seramik ve çömlek ustaların eserlerinden alabilirsiniz. Avanos’a gittiğinizde Güray Müze’ye uğramadan geçmeyin. Üç kuşaktır seramikçilik yapan ailenin oğlu Mehmet Bey’in koleksiyonerlik merakı üç bin yıllık tarihi eserlerden; günümüz seramik ve çini sanatçılarının eserlerine doğru yolculuk yapacağınız muhteşem bir yeraltı müzesine dönüşmüş. Müzede gezip, mağazasında bütçenize göre ünlü seramik ve çini sanatçılarının ya da müzenin kendi atölyesinde yapılmış el işçiliğine dayalı sanat eserlerini alabilirsiniz.

Göreme Açık Hava Müzesi’nin bulunduğu yerde de müzenin mağazasından çeşitli hediyelik eşyalar bulabilirsiniz, bunlardan en ilgi çekici olanı çocukların kendi t-shirtlerini boyayabileceği tasarımlardı. Biraz fiyatlı ama bütçeniz uygunsa çocukları sevindirmek için harika bir hediyelik. Yine müzede Bölgenin tarihini detaylı bir şekilde şahane fotoğraflar eşliğinde anlatan kitaplar da mevcut. Onlar da kültür turizmi meraklıları için şahane bir hatıra olabilir.

kapadokya şarap

Çizilecek Rotalarda Olmazsa Olmazımız Ne olmalı?

Kapadokya geniş bir coğrafya. O yüzden burası için en az üç gün ayırmanız ve öncesinde kendinize rotalar belirlemeniz işinizi kolaylaştıracaktır. Biz iki günlük bir program yaptığımız için Ihlara Vadisi ve Yunus Emre’nin ilk hikmet dersini aldığı Hacı Bektaş-ı Veli’nin türbesini es geçmek zorunda kaldık. Ancak Ürgüp’ten Mustafapaşa istikametine doğru çizdiğimiz rotamızda Roma Döneminden kaldığı düşünülen 1600 yıllık Sobesos Antik Kenti‘nin mozaiklerini inceleyip; karlı platolar aşarak Kayseri sınırlarında bulunan Soğanlı Milli Parkı’na kadar vardık. Oradan da Derinkuyu ve Kaymaklı Yeraltı Şehirleri‘ne doğru ilerledik.

Araba kiralamış olmak ve elimizdeki harita bölgeyi gezmemizde bize çok kolaylık sağladı. Göreme Milli Parkı’na giderken “O Ağacın Altında” soluklanıp muhteşem manzaranın tadını közde pişmiş semaver çayı eşliğinde çıkarttık. Ağaç altı fotoğrafımızı da ihmal etmedik. Göreme Açık Hava Müzesi sanıldığı kadar büyük değil. Ama yine de en az iki saatinizi ayırmanız gerek. Müze çıkışında Tokalı Kilise‘yi mutlaka ziyaret edin. İsa’nın son yemeğinin ve havarilerin ayrı ayrı resmedildiği freskolar büyüleyici. Bu müzeye de eğer müze kartınız varsa ücretsiz girebiliyorsunuz. Bu nedenle özellikle Kapadokya geziniz için bir müze kart edinmenizi şiddetle tavsiye ederim. Çünkü yer altı şehirlerinde, Göreme Müzesinde ve Tokalı Kilisede işinize yarayacak. Ortahisar ve Uçhisar Kalelerini gezmek isterseniz o zaman belediyelerle ayrı ücret ödemeniz gerekecek. Onlar da cüzi meblağlar.

kapadokya seyahati

Kapadokya’da ne yesek damak tadımıza hitap eden bir lezzetle tanışırız?

Kapadokya ziyaretimizde beni hayal-i sükûta uğratan tek konu ise yemek oldu. Bizim gibi damak tadına ve özellikle de yöresel lezzetlere düşkün insanlar için bölgenin kendine has bir yemeğinin olmaması üzücüydü. Testi kebabı yörenin yemeği gibi sunulsa da aslında Tokat Yöresine özgü bir yemek. Onun dışında mantı, etli ekmek, kuru fasulye gibi Orta Anadolu yemekleri ya da kebap çeşitleri gibi Güney Anadolu yemekleri yiyebilirsiniz. Ama bir gurme iseniz yemek konusunda zorlanacağınızı söylemek yanlış olmayacaktır. Ancak bölge başlı başına o kadar eşsiz ki marketten alacağınız peynir, ekmek, domates ve meyve suyu bile o manzara karşısında daha bir leziz geliyor damağınıza. Bizim gibi uzun bir gün geçirecekseniz bu alternatifi de deneyebilir, akşam uygun bir mekanda ziyafete devam edebilirsiniz.

kapadokya

Konaklama Konusunda Ne Yapmalı?

Kapadokya Bölgesinde konaklama açısından çok farklı alternatifler bulabilirsiniz. Bölgenin pek çok yerleşiminde kaya oteller bulmak mümkün. Biz de Ürgüp’te Dere Suits’de konakladık. Bir mağara otel olmasının yanı sıra bünyesindeki restaurantta keyifli yemekler de mümkündü. Kahvaltıda yöresel ürünler ve taze sıkılmış meyve suları ile güne sağlıklı bir başlangıç yapabildik. Mağa otellerin yanı sıra taş evler de konaklama seçenekleri arasında yer alıyor. Ancak Kapadokya ruhunu tam olarak yaşayabilmek adına mağara oteller iyi bir seçim olacaktır.

Ez Cümle…

Demem o ki Kapadokya dizilere ve filmlere de mekan olduğu üzere sizi kendine çeken, içine alıp başka masal diyarlara gitmenize yardımcı olan büyülü bir coğrafya. İster bizim yaptığımız gibi bir kış günü gidin ister baharın dalları tomurcuklandığı günlerde gidin her seferinde farklı güzelliklerle karşılaşacağınıza emin olun. Eğer görmediyseniz Kapadokya’yı ölmeden görülecek yerler listesinde üst sıralara yerleştirin. En az üç gününüzü ayırın ki tadını çıkara çıkara, her taşın her toprağın her kayanın izini süre süre bir serüven yaşayın. Orada bulunduğunuz her anın tadını çıkarın. Mutlaka bir kaya- mağara otelde konaklayın ki ambiyansınız da tam olsun. Eğer macera ve gizem dolu bu serüvene bizim gibi kaptırırsanız dönmek zor gelecek ve bir daha ki ziyaretinizin planını yapıyor olarak bulacaksınız kendinizi.

PAYLAŞ
Bir garip, bir çağ yangını,bir yolcu. Yolunu kaybetmiş bir seyyah, dergahını arayan bir derviş. İnsan sarrafı, ruh zanaatkarı. Üç çocuk anası, doktorluk telaşları. Cebinde hayalleri, kafasında kurguları, sırtında çantası... Biraz günahkar ama bolca tövbekar... homosapiens türünden Adem-i mahlukat...Ya da sadece "İNSAN".

1 Yorum

Yorum Yapın

Lütfen yorum yazın.
Lütfen adınızı yazın