Eskişehir

Otel fiyatlarını incelemek ve rezervasyon yaptırmak için tıklayın.

Eskişehir yaşadığı büyük değişimler ile son yıllarda adını sıkça söz ettiren şehirlerin başında geliyor. Konum olarak İstanbul, Ankara ve Antalya gibi büyük şehirlere yakın mesafede bulunan Eskişehir özellikle son 10 yılda yaşadığı gelişmeler ile herkesin ilgilisini çekmiş, güzel ve modern bir Anadolu şehri. Anadolu şehri diyorum ama şehir aslına bakılırsa sahip olduğu tüm özellikleri ile Avrupa şehirlerinden farksız.

Porsuk Çayı’nda gezen Venedik gondolları, birbirinden güzel parkları, sivil mimarinin en güzel örneklerinden olan Odunpazarı Evleri… Daha sayamadığım tüm bu değerler ile Eskişehir birkaç günlük kaçamaklar için güzel gezi alternatiflerden biri haline geldi. Yaşanan tüm bu gelişmelerin ardından şehri ziyaret eden yerli turist sayısı da büyük bir artış göstermiş durumda. Siz de birkaç günlük bir Eskişehir gezisinin nasıl olabileceğini yerlisinden dinlemek isterseniz işte size 2 günlük bir Eskişehir gezisi.

Eskişehir’de gezilecek yerlerden, yapılacak şeylerden bahsetmeden önce biraz şehrin tarihinden bahsetmekte yarar var. Eskişehir tarih boyunca Porsuk ve Sakarya Nehirlerinin beslediği verimli ovaların etrafına kurulmuş birçok büyük medeniyete ev sahipliği yapmış bir şehir. M.Ö 2000-1200 yılları arasında Hititler’e ev sahipliği yapan şehir daha sonra Frig’lerin en önemli yerleşim yeri olmuş. En parlak yıllarını Roma ve Bizans dönemlerinde yaşayan Eskişehir 1176 yılında ise Selçuklu’nun himayesi altına girmiş. Şehrin yakın tarihine bakacak olursak 19.yy ortalarında Kırım, Balkanlar ve Kafkaslar’dan yoğun göç alan Eskişehir’in kültürü de bu göçlerden etkilenmeye başlamış. Şehrin yakın zamandaki en büyük gelişimi ise 1892 yılında Haydarpaşa – Bağdat Demiryolu’nun şehre ulaşması ile yaşanmış. Daha sonra 1894 yılında kurulan Tülomsaş da şehrin gelişiminde büyük rol oynamış.

Günümüzde ise Eskişehir; üniversiteleri, kültürel etkinlikleri, müzeleri, senfoni orkestraları ve operasıyla tam bir kültür şehri. Özellikle son yıllarda birçok önemli tarihi yapının ve Adalar Bölgesi’nin düzenlenmesi  ile Eskişehir ulusal basının da dikkatini çekmiş durumda. Ekonomi, eğitim, sağlık, kent hayatı, güvenlik, kültür sanat vb kriterlerin dikkate alınarak hazırlanan “En Yaşanabilir Şehirler Listesi’nde” son yıllarda Eskişehir devamlı ilk 3 sırada yer alıyor. 750.000 nüfusa sahip Eskişehir’de 50.000 öğrenci bulunuyor. Tabi Anadolu Üniversitesi’nde okuyan 1.5 milyonluk Açıköğretim öğrencilerini de unutmamak lazım, bu öğrencilerin de bir kısmının burada yaşadığı düşünüldüğünde şehrin yıllardır sahip olduğu “Öğrenci Şehri” ünvanının ne kadar haklı olduğunu görüyorsunuz. Lafı daha çok uzatmadan Eskişehir gezimize başlayalım.

2 günlük Eskişehir gezimizde ilk bölüm Eskişehir’in tarihi yerlerinden oluşuyor. Gezimizde ilk durağımız muhteşem bir görünüme sahip olan Tarihi Odunpazarı Evleri. Odunpazarı Evleri, Eskişehir’in en eski yerleşim noktalarından olan Odunpazarı Bölgesi’nde bulunuyor. Bölgenin “Tarihsel ve Kentsel Sit Alanı” ilan edilmesi ve belediyenin de başarılı restorasyon çalışmalarına başlamasının ardından Odunpazarı’ndaki bütün yıkık dökük, eski evler bir bir yenilenerek günümüzdeki görünümüne kavuşuyor. Evlerin büyük bir kısmı yenilense de arka bölümlerde restorasyon çalışmaları halen devam ediyor. Tarihi Odunpazarı Evleri’nin bu kadar popüler olmasının nedeni ise evlerin sahip olduğu mimarileri. Bölgedeki evler, Osmanlı Sivil Mimarisi’nin en güzel örnekleri arasında yer alıyor. Genellikle ahşap hatıllı kerpiçle ya da moloz taşla yapılmış evlerin üst katları ise ahşap malzemeyle yapılarak araları kerpiçle doldurulmuş. Günümüzde evlerin bir kısmı halen konut olarak kullanılırken bir kısmı ise müze, butik otel ve kafe restoran tarzı yerlere ev sahipliği yapmakta. Kısacası Odunpazarı Evleri; daracık sokakları, bitişik düzen bahçeli evleri, çeşmeleri ve ufak meydanları ile sizi günümüzden alıp geçmişe yolculuğa çıkartacak çok güzel bir yer.

Odunpazarı Evleri’nin şehre bakan kısımında Türkiye’nin ilk cam müzesi de olan Çağdaş Cam Sanatları Müzesi bulunuyor. Burası müzelere çok fazla ilgilisi olmayanlar için bile mutlaka uğranması gereken yerlerden. 2007 yılında açılan Çağdaş Cam Sanatları Müzesi; Büyükşehir Belediyesi, Anadolu Üniversitesi ve Cam Dostları Grubu’nun işbirliği ile kurulmuş. Müzede şu an için 58 yerli, 10 adet de yabancı sanatçının çalışmaları sergileniyor. Girişin ücretsiz olduğu müzeyi pazartesi hariç haftanın her günü ziyaret edebilirsiniz. Çağdaş Cam Sanatları Müzesi’nde gezerek hem birbirinden güzel cam eserlerini inceleyebilirsiniz, hem de tarihi Odunpazarı Evleri’ni içten gezme şansına sahip olabilirsiniz.

Cam Sanatları Müzesi’nden çıkıp,  kısa bir yürüyüşle Eskişehir’in en önemli camilerinden olan Kurşunlu Cami ve Külliyesi’ne geliyoruz. Camii ve Külliye, Osmanlı vezirlerinden Çoban Mustafa Paşa tarafından 1517 -1525 yılları arasında inşaa ettirilmiş. Yapının mimarı hakkında ise kesin bir bilgi olmamasına karşın Osmanlı mimarlığında adı bilinen ilk mimarbaşı olan Acem Ali’nin eseri olduğu tahmin edilmekte. Kendisi Mimar Sinan’dan önceki mimarbaşı olarak bilinir. Ayrıca Mimar Sinan’a ait eserlerin yayınlandığı kaynaklarda Eskişehir’de bir kervansaray yaptırdığı bilgisi geçmekte, buranın da Kurşunlu Camii ve Külliyesi içerisinde yer alan kervansaraylardan birisi olduğu tahmin edilmektedir.

Kurşunlu Küllyesi 7 bölümden oluşuyor. Bu bölümler: İmaret, Aşevi, Kervansaray, Şadırvan, Cami, Sübyan Mektebi, Medrese (Hanikah) ve Tabhane. Günümüzde Kurşunlu Camii ve Külliyesi içindeki bölümler birçok amaç için kullanılıyor. Tabhane olarak bilinen bölümde yer alan Eskişehir Sanatları Çarşısı‘nda başta Lületaşı olmak üzere hat, ebru, tezhib, kilim, halı dokumacılığı ve gümüş işlemeciliği gibi el sanatları yapılıyor ve satılıyor. Çarşı içerisindeki sanatçılardan izin alarak minik atölyelerin içine girebilirsiniz. Eskişehir Sanatları Çarşısı’nın karşısında Türkiye’de tek olma özelliğine sahip Lületaşı Müzesi bulunuyor. Müze girişi ücretsiz. Müzede, Türkiye’de yalnızca Eskişehir’de çıkan lületaşı madeni hakkında bir çok bilgi ve eser bulabilirsiniz. Lületaşından yapılan, çok detaylı işçiliğe sahip pipolara özellikle hayran kalacaksınız. Müze yanında bulunan bölümde zaman zaman ücretsiz kısa ney dinletileri yapılıyor, dilerseniz burada güzel müzik eşliğinde biraz dinlenebilirsiniz.

Kurşunlu Camii ve Külliyesi’nden bulunan bölümlerden biri, ufak ama güzel bir nikah salonu olarak hizmet veriyor, dileyenler bu güzel külliyede nikahlarını kıydırabiliyor. Odunpazarı Evlerine bakan külliye girişinin sağında Sıcak Cam Üfleme Atölyesi solunda ise Cam Sanatları Merkezi bulunuyor. Her iki bölümde de üretilen birbirinden güzel cam işlemelerinin satışı yapılıyor. Özellikle Sıcak Cam Üfleme Atölyesi’nde ziyaretçilerin önünde hazırlanıp satışa sunulan ürünler birbirinden güzel. Son zamanların popüler süs eşyalarından olan camdan yapılmış narları buradan alabilirsiniz. Narların satış fiyatları ise küçükler 30 TL, büyükler ise 50 TL. Atölyede satılan tüm ürünler ise 20 TL ile 70 TL arasında. Buranın tam karşısında yer alan Cam Sanatları Atölyesi’nde ise 6-7 sanatçının yaptığı çalışmalar cama adeta yeni bir hayat veriyor. Birbirinden güzel takı ve aksesuarları buradan alabilirsiniz.

Kurşunlu Cami ve Külliyesi’nden çıktıktan sonra hemen yolun karşısında bulunan şehrin bir diğer turistik noktası olan Atlıhan El Sanatları Çarşısı’na geçiyoruz. 1850′li yıllarda Takattin Bey tarafından yaptırılan çarşı yapıldığı dönemlerde han olarak kullanılmış daha sonra ise bakımsızlıktan kullanılamaz duruma gelmiş. 2006 yılında Odunpazarı Belediyesi tarafından Odunpazarı Evleri Yaşatma Projesi kapsamında tekrar aslına uygun olarak restore edilip kullanıma açılan çarşı bugünlerde turistlerin uğrak yeri olmuş durumda. 2 katlı çarşı içindeki dükkanlarda başta lületaşından yapılmış eşyalar olmak üzere birbirinden güzel hediyelikler satılıyor. Dilerseniz sevdiklerinize ve kendinize buradan Eskişehir’e özgü hediyelikler alabilirsiniz.

Sıradaki durağımız soluklanıp bir şeyler atıştırabileceğiniz, bölgenin en güzel evlerinden olan Osmanlı Evi. Birinci dönem milletvekillerinden Halil İbrahim Efendi’ye ait olan Osmanlı Evi 19.yy ahşap sivil mimarinin tipik bir örneği. Osmanlı Evi, Atatürk’ü de misafir etmesiyle de ayrı bir öneme sahiptir. 2006 yılında Odunpazarı Belediyesi tarafından tekrar restore edilen ev günümüzde turistlerin özellikle çok yoğun ilgi gösterdiği yapılardan biri. Osmanlı Evi içinde bir de restoran bulunuyor. Evin sizi büyüleyecek odalarında ya da yaz aylarında evin şirin bahçesinde öğle ve akşam yemeği yiyebilir, sıcak bir şeyler içebilirsiniz.

Osmanlı Evi’nin bulunduğu konum şehrin eski mezarlıklarından olan Odunpazarı Mezalığı’na çok yakın konumda bulunuyor. Osmanlı’nın kuruluş yıllarında yaşamış bir Ahi şeyhi, İslam ilahiyatçısı ve en önemlisi Osman Gazi’nin kayın babası ve hocası olan Şeyh Edebali’ye ait türbe mezarlıkta yer alan önemli mezarlardan. Hikayeyi bilmeyenler için açıklamak gerekirse bir gün Osman Gazi gördüğü bir rüyayı Şeyh Edebali’ye anlatır ve ondan kızı ile evlenip, soyundan birçok padişah yetişeceğini ve birçok devleti bir araya toplayacağının müjdesini alır ve nitekim öyle de olur. Osmanlı İmparatorluğu’nun temelleri atılır. Şeyh Edebali Hazretleri 1326 yılında vefat eder ve Bilecik’teki dergahının zikir odasına defnedilir. Eskişehir’in İtburnu (Uludere, Tepebaşı) Köyü’nde yaşamış ve yaptırdığı zaviyede öğrenci yetiştirmiş Şey Edebali adına bir türbe de Eskişehir Odunpazarı Mezarlığı’na yaptırılır. Eğer fırsatınız olursa Şeyh Edebali Hazretlerinin bölgede bulunan türbesini de ziyaret edebilirsiniz.

Bölgedeki son durağımız Eskişehir’in en eski yapısı olan Alaaddin Cami. Odunpazarı Evleri arasından şehre doğru yürüyerek camiye ulaşabilirsiniz. 1267 yılında III. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından Anadolu Selçuklu Dönemi’nde yapılmış cami Eskişehir’in de en eski yapısı olarak geçer. Yıllar içerisinde cami üzerinde yapılan restorasyonlar maalesef caminin Selçuklu mimarisi özelliklerini yitirmesine sebep olmuş. 1944-1951 yılları arasında müze olarak kullanılan Alaaddin Cami, Eskişehir Arkeoloji Müzesi’nin açılması ile tekrar ibadete açılmış. Dilerseniz camiyi gezdikten sonra hemen cami yanında bulunan ve parkta zaman geçiren emeklilerden dolayı“Emekliler Parkı” olma yolunca emin adımlarla ilerleyen Alaaddin Parkı’nda biraz soluklanabilirsiniz 🙂

Eskişehir’in en eski yerleşim yeri olan ve tarihi yapılara ev sahipliği yapan Odunpazarı’nı geride bırakıp şehrin en önemli parklarından biri olan Sazova Bilim, Kültür ve Sanat Parkı’na doğru yola çıkıyoruz. Park, araba ile Odunpazarı’na 10-15 dakika uzaklıkta, Kütahya yolu üzerinde bulunuyor. 400 bin m2 lik alan ile Eskişehir’in en büyük parkı olan Sazova Parkı’nda gölet, birebir ölçülerde korsan gemisi, masal şatosu, bilim merkezi, uzay evi, amfi tiyatro, oyun grupları, gezi alanları ve restoranlar bulunuyor. Özellikle çocuklu ailelerin çok zevkli dakikalar geçirebileceği Sazova Parkı’nı  ücretsiz gezi treni ile baştan başa gezebilirsiniz. Sazova Parkı’nın hem turistler hem de yerliler tarafından bu kadar çok sevilmesinin en önemli nedeni ise parkta Masal Şatosu ve Korsan Gemisi’nin bulunması. İlk bakışta Disneyland’ın şatosunu andıran Masal Şatosu küçük büyük herkesin çok ilgisini çekiyor. Şato, Türkiye’deki birçok önemli kule ve minarenin mimarisinden etkilenip yapılmış. Masal Şatosu’nun mimarisine yön veren yapılar arasında Adalet Kulesi (Topkapı Sarayı), Galata Kulesi, Kız Kulesi, Burgulu Kule (Amasya) gibi Türkiye’nin ünlü eserlerinden esinlenmeler yer alıyor. Henüz içi gezilemeyen şato etrafında gezebilir, şatoya karşı birbirinden güzel resimler çekebilirsiniz.

Parkta özellikle çocukların en fazla ilgi gösterdiği bir diğer bölüm Korsan Gemisi. Bire bir gemi ölçülerinde olan ve Atlas Okyanusunu aşan gemilerden May Flower’ın tasarımına sahip gemiyi dilerseniz gezebilirsiniz. Gemide bulunan kaptan köşkü, zindan, mürettebat hamakları ve kiler özellikle büyük ilgi görüyor.Geminin bilet fiyatları ise sembolik tutulmuş, yetişkinler 1 TL, çocuklar ise 50 Kuruş ödeyerek gemiyi gezebilir.

Sazaova Parkı’nda bulunan en önemli yapıların başında Bilim, Deney Merkezi ve Sabancı sponsorluğunda yapılan Uzay Evi geliyor. Özellikle Uzay Evi Eskişehir’de bir ilk olup çocuklar kadar büyüklerin de ilgisini çekecek bir bölüm. Uzay Evi ve Bilim Merkezi birbirinden ayrı bölümler, bu yüzden ikisini de gezmek isterseniz ayrı ayrı bilet almanız gerekiyor. Sabancı Uzay Evi Türkiye’nin en büyük uzay gözlem evi olma özelliğini taşıyor. Uzay Evi’nde Nasa bağlantılı görüntüler izleyebiliyorsunuz. Bilim, Deney Merkezi’nde bireysel gezme şansınız bulunmuyor. Rehberli yapılan geziler ortalama 40 dakika sürüyor ve süre boyunca size bilim merkezinde bulunan aletler ile fiziksel sunum yapılıyor. Ben şöyle bir gezip çıkayım diyemiyorsunuz maalesef. Ayrıca Bilim, Deney merkezinin hemen dışında bulunan gerçek bir F4 Uçağı , araba kaldıraçı ve su değirmeni de herkesin büyük ilgisini çekiyor.

Günün son durağı olarak geldiğimiz Sazova Parkı’nda eminim herkes kendine göre eğlenceli vakit geçirebileceği bir şey bulabilir. Park gezimizin ardından sıra akşam yemeğine geliyor. Eskişehir’in en ünlü yemekleri arasında Çibörek ve Balaban Köfte bulunuyor. Bunlar dışında Met Helva hem güzel bir atıştırmalık tatlı hem de güzel bir hediye. Eskişehir’deki ilk günün akşamında dilerseniz akşam yemeği olarak Balaban Köfte’ye bir şans verebilirsiniz. Balaban Köfte, minik minik kesilen pide parçalarının et suyu ile hazırlanıp, üzerine yoğurt ,sos ve tereyağın eklenmesinin ardından son olarak ızgarada pişirilen balaban köftelerin de tabağa eklenmesi ile hazırlanıyor. Porsiyonlarından dolayı Tatarca’da “Çok” anlamına gelen Balaban Köfteyi şehir merkezinde, Büyükşehir Belediyesi’nin arkasında, biraz esnaf lokantası tarzında olan ünlü Abdülselam Köfteci’sinde ya da Sazova Park dönüşünde yol üstünde bulunan ve aileler için daha rahat edebilecekleri yer olan İstasyon Köfte Evi’nde yiyebilirsiniz.

Eskişehir’de ikinci günümüzde genel olarak şehir merkezindeki önemli noktaları gezeceğiz fakat ilk durağımız şehrin biraz kenarında, otogarın hemen karşısında bulunan Kentpark. Dilerseniz parkta bulunan yapay gölet etrafında güzel bir kahvaltı ile de güne başlayabilirsiniz. Burası Sazova Park’ın aksine daha çok spor yapmak isteyen ya da biraz hava almak isteyen yerli halk tarafından tercih ediliyor. Parkı gezen turist sayısı da bir hayli fazla. 300.000 m2 alana kurulu parkın bu kadar popüler bir nokta olmasının sebebi ise Türkiye’deki ilk yapay plajın buraya yapılması. Özellikle plajın ilk açıldığı zamanlar Kentpark ulusal medya tarafından büyük ilgi görmüş ve birçok habere ve programa konu olmuştu. Yapay plaj dışında Kentpark’ta iki adet açık yüzme havuzu, bir adet kapalı yarı olimpik yüzme havuzu, çocuklar için oyun grupları, ve bir şeyler atıştırabileceğiniz kafe ve restoranlar bulunuyor.

Kentpark’ta biraz zaman geçirdikten sonra artık şehir merkezine geçiyoruz. Önce Türkiye’nin ilk yerli otomobili olan Devrim Otomobili’nin sergilendiği Tülomsaş Müzesi’ne gidiyoruz. Devrim Otomobili 1961 yılında Türkiye’nin tamamen kendi öz kaynakları ile ürettiği ilk otomobil. 4 adet üretilmiş otomobillerin hikayesinden bahsetmek gerekirse;  16 Haziran 1961 yılında Demiryolları mühendislerinden 20 kadarı Ankara’ya çağırılır. Burada TCDD işletmesine 1.400.000 TL ödenek verilerek ordunun araç  ihtiyacını karşılayacak bir otomobil tipinin geliştirilmesi projesinin kendilerine verildiği bildirilir. Proje süresi ise yalnızca 4,5 aydır. O dönemlerde ülkedeki herkes böyle bir şeyin yapılmasının imkansız olduğunu düşünse de üretilen  iki adet Devrim Otomobili 29 Ekim 1961 tarihinde Ankara Büyük Millet Meclisi binasının önüne götürülerek dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’e sunulur.

Hikayenin trajedisi ise burada başlar. Trende güvenlik amacıyla benzin depoları boşaltılan Devrim Otomobili’ne tekrardan benzin koymak unutulur ve gerçek çok geç fark edilir. Tören başlar ve Cemal Gürsel otomobile biner. Bir süre sonra otomobilin benzini biter ve durur, sonra Cemal Gürsel ünlü sözü olan “Garp kafasıyla araba yaptık ama şark kafasıyla benzin koymayı unuttuk” sözünü söyler. Daha sonra benzin konan diğer Devrim Otomobili ile Anıtkabir’e, oradan da Hipodrom’daki törenlere katılınır.

Sonuç olarak tüm imkansızlıklar ve ön yargılara rağmen bir ilk gerçekleşir ve ilk yerli üretim otomobil olan Devrim Otomobili üretilir. Fakat yaşanan trajik olay sonrası tüm gazeteler Devrim Otomobili’nin üretim başarısından çok yolda kalmasından hatta bozulmasından bahseder. Böylece proje başlangıç aşamasında rafa kaldırılır. Elde kalan tek Devrim Otomobili şu an Eskişehir Tülomsaş Müzesi’nin bahçesinde bulunuyor.

Devrim Otomobili’ni yerinde incedikten sonra Tülomsaş Müzesi’ne yakın, şehrin en önemli caddelerinden Kızılcıklı Caddesi ya da tam adıyla Kızılcıklı Mahmut Pehlivan Caddesi’ne geliyoruz. Adını Abdulhamid döneminin ünlü güreşçilerinden Kızılcıklı Mahmut Pehlivan’dan alan caddede gezerken yavaş yavaş artan öğrenci nüfusu dikkatimizi çekiyor. Burası yakın zamana kadar alışveriş denilince ilk akla gelen yerlerden olmasına rağmen açılan alışveriş merkezlerinin etkisi ile eski popüler günlerinden uzaklaşmış durumda. Cadde eski günlerini arasa da konum itibari ile halen şehrin en önemli caddeleri arasında yer alıyor.

Cadde boyunca yürüyerek Eskişehir’in bir diğer önemli turistik noktası olan Haller Gençlik Merkezi’ne geliyoruz. Haller, Eskişehir’de öğrencilerin yoğunlukla yaşadığı Bağlar bölgesinde bulunan bir yer. Önceden Yaş Sebze ve Meyve Sebze Hali olarak kullanılan Haller Gençlik Merkezi yapılan restorasyon çalışmalarının ardından kafe ve hediyelik eşya satan dükkanları barındıran bir yapı halini aldı. Ağırlıklı olarak ahşap, ferforje ve doğal taş gibi malzemelerden yapılan Haller’in yıllar içindeki değişiminin anlatıldığı ufak fotoğraf sergisini giriş kısmındaki duvarda inceleyebilirsiniz. Haller her ne kadar ilk açıldığı günlerdeki havasını kaybetse de dolu dolu geçen Eskişehir gezinizde biraz mola verip dinlenebileceğiniz bir yer. Ayrıca Haller’in hemen yanında Eskişehir’in en büyük alışveriş merkezi olan Espark Avm bulunuyor. Dilerseniz burada da gezip bir şeyler yiyebilirsiniz ama bana kalırsa burada zaman kaybetmek yerine şehir merkezinde gezinmek çok daha güzel bir tercih olacaktır.

Haller’den yürüyerek İsmet İnönü Caddesi ya da halk arasında bilinen adıyla Doktorlar Caddesi’ne geliyoruz. Caddenin asıl adı İsmet İnönü Caddesi olmasına karşın cadde üzerinde bulunan iş hanları üzerindeki onlarca doktor muayenehanelerinden dolayı zamanla halk tarafından Doktorlar Caddesi olarak adlanmış. Şehrin en önemli caddelerinden olan Doktorlar’da cadde araç trafiğine kapalı. Cadde üzerinden tramvay geçiyor. Tüm bu özellikleri ile İstiklal Caddesi’ni andıran Doktorlar’ın bir ucu Kızılcıklı Caddesi diğer ucu ise çarşı tarafı olan Köprübaşı Bölgesi. Doktorlar Caddesi’nin hemen paralelinde ise Eskişehir’in bana göre en güzel yeri olan Adalar Bölgesi ve Porsuk Çayı bulunuyor.

Eskişehir’in simgelerinden olan Porsuk Çayı şehri boylu boyunca ikiye böler. Porsuk’u en güzel yaşayabileceğiniz yer ise Adalar olarak adlandırılan bölgedir. Porsuk Çayı etrafında yani su boyu üzerinde ve bu bölgedeki ara sokaklar onlarca kafe, fast food restoranı ve eğlence mekanı bulunuyor. Şehirdeki yoğun öğrenci nüfusunun en çok hissedildiği yer burası. Adalar’da gezerken etrafta hiç yaşlı görmezseniz şaşırmayın 🙂

Eskişehir’de yapılacak şeylerin başında kesinlikle Porsuk Çayı’nda düzenlenen gondol ve bot turlarına katılmak geliyor. Mevsim şartlarının uygun olduğu aylarda yapılan bot ve gondol turları şehre ayrı bir hava katıyor. Venedik gondolcuları gibi giyinen gondolcular sizi adeta yurt dışında gibi hissettiriyor. 3-4 kişi ile katılabileceğiniz, 15-20 dakika süren gondol turlarının ücreti toplam 15 TL. Dilerseniz gondollar yerine Esbot adı verilen ufak botlar ile de Porsuk Çayı’nda tur atabilirsiniz. Bot turlarında bilet kişi başı 1.5 TL. Eğer şehri yaz ya da bahar aylarında ziyaret etme şansınız olursa Porsuk üzerinde gondol ya da botlar ile tur atmadan şehirden ayrılmayın.

Adalar’dan yürüyerek Köprübaşı’na geliyoruz. Bölgede ilk olarak eski Tepebaşı Belediye’sinin arkasında bulunan Çukur Çarşı’ya gidiyoruz. Çukur Çarşı eskiden balık çarşısı olarak kullanılsa da şimdilerde turistik olarak kullanılan bir park. Dilerseniz burada bir şeyler içebilirsiniz, dilerseniz de parkta bulunan ufak 2-3 dükkandan Eskişehir’e ait hediyelik eşyalardan alabilirsiniz. Burada Atlıhan El Sanatları Çarşısı kadar çok çeşitte eşya satılmıyor aklınızda bulunsun.

Sırada yemek molası var, hem de şehrin en güzel yerinde 🙂 Eskişehir’de yemek denilince akla ilk olarak çibörek ve balaban köfte geliyor demiştim. Akşam yemeğinde balaban denemişseniz öğle yemeğinde de çibörek güzel bir tercih olabilir. Çibörek adını Kıpçak lehçesinde “lezzetli” anlamına gelen “Çi”den alıyor. Eskişehir’e ilk yerleşen Tatar ve Kırım kültürünün eseri olan çibörek yarım ay şeklinde açılan yufkaya eklenen kıyma, soğan ve baharat karışımının yağda kızartılması ile yapılır. Her restoranın çibörek yağ oranları ve kıyma lezzetleri birbirinden çok farklılık göstermekte bu yüzden çibörek yiyeceğiniz adrese mutlaka dikkat edin. Eskişehir’de en bilindik Çibörek evi ise şehir merkezinde bulunan Papağan Çiğbörek Salonu. 1975 yılından beri hizmet veren çibörek evi sizleri “Müessesemizde çatal bıçak servisi yoktur” yazan samimi bir uyarı yazısı ile karşılar. Ee çatal bıçak yoksa nasıl yiyeceğiz? demeyin herkes gibi çiböreği peçete arasına sarıp bir güzel yiyeceğiz 🙂 Papağan Çibörek Salonu bu kadar popüler olunca ufak olan restoranda yer bulmak sıkıntılı olabiliyor, özellikle cumartesi günleri kapıda sıra beklemeniz neredeyse garanti ama emin olun buna değiyor.

Yemeğin ardından tramvayların geçtiği İki Eylül Caddesi’ne çıkıyoruz. Bir ucu Adalar’a çıkan caddenin diğer ucu şehir merkezine, stadyumun olduğu bölgeye çıkıyor. Şehrin bu bölümü daha çok yerli halk tarafından kullanılan çarşılardan oluşuyor. Öğrenci nüfusu daha çok Adalar ve Anadolu Üniversitesi’nin bulunduğu Bağlar tarafında kalıyor. İki Eylül Caddesi üzerinde bulunan Esnaf Sarayı’nı gezebilirsiniz. 1985 yılında açılan ve çok katlı yapıda olan Esnaf Sarayı günümüz alışveriş merkezlerinin atası konumunda 🙂 Çarşının bizi ilgilendiren kısmı ise burada da Eskişehir’e ait hediyelik eşyaların satılıyor olması. Arzu edenler burayı da gezip alışveriş yapabilir.

Esnaf Sarayı’nda biraz gezindikten sonra yerli halkın en çok gezdiği Sıcak Sular Bölgesi ve Hamamyolu Caddesi’nin olduğu bölgeye geliyoruz. Tarih boyunca birçok uygarlığın yerleşiminde büyük etken olan sıcak sular Eskişehir’in sahip olduğu en büyük değerlerden biri. Tarihte kurulan eski Eskişehir olan Dorlion’un kuruluş yeri sıcak sular bölgesidir. Roma ve Bizans Dönemi’nde şifa yer olarak kabul edilen merkez, Frigler zamanında “Şifalı Frigya” olarak adlandırılmış.  Sıcak sular bölgesinde şu an için 15 adet hamam bulunuyor, hamamlar haftanın belli günleri bayanlara belli günleri ise erkeklere hizmet veriyor.Siz de dilerseniz Eskişehir’in şifalı sularında hamam keyfi yapabilir, günün yorgunluğunu biraz olsun atabilirsiniz.

Sıcak Sular’ın hemen yanında Hamamyolu Caddesi bulunuyor. Araç trafiğine kapalı olan cadde yerli halkın alışverişte en sık uğradığı noktalardan. Cadde boyunca bir çok mağaza, pasaj ve kafe tarzı dükkanlar bulunuyor.

Hamamyolu’nu da gezdikten sonra hemen yakın konumdaki Taşbaşı Çarşısı‘na geliyoruz. Burası da yine aynı şekilde günlük alışverişlerde halkın en uğrak noktalarından biri. Her sokağın belirli sektörlere ayrıldığı Taşbaşı’nda sokakların birinde altıncılar, diğerinde baharatçılar ve diğerinde ise ayakkabı ve manifaturacılar bulunmaktadır. 2 katlı ve eski tarzda yapılan dükkanları ilk kez görenler Taşbaşı’nı eski Anadolu şehirlerindeki çarşılara benzetebilir. Çarşıdan kendinize ve sevdiklerinize hediye olarak şehrin ünlü yiyeceği olan Met Helva’yı alabilirsiniz. Met helva; un, yağ, şeker, su, limon vs karışımından hazırlanır ve 6 cm uzunlukta, 2-3 cm kalınlıkta yuvarlak olarak kesilerek elde edilir. Vanilya ve kakaolu olarak 2 çeşitte bulabileceğiniz met helvayı şehrin bir çok noktasında bulabilirsiniz. Merkezdeki en ünlü met helvacılar ise Eriş Helva ve İnan Met Helva’dır.

Taşbaşı Çarşısı’nın hemen yanında şehrin en ünlü camilerinden olan Reşadiye Cami bulunuyor. 1919 yılında Sultan Reşad tarafından yaptırılan camimin yıkılmasının ardından yerine 1978‘de şu anki cami yaptırılmıştır. Konum itibari ile gündüz vakitleri çarşı esnafının yoğun ilgi gösterdiği cami, akşam çevre dükkanların kapanmasının ardından sakin bir yapıya kavuşur.

Caminin hemen yakınında Eskişehir’in en büyük değerlerinden olan Atatürk Stadyumu bulunuyor. Eğer şehre maç günleri gelmişseniz mutlaka ama mutlaka Eskişehir taraftarını yerinde izlemek için maça gidin.

Eğer gün hala biraz enerjiniz kalmışsa akşam yemeğini yiyebileceğiniz en güzel noktalardan biri Şelale Park. Eskişehir manzarasını kuş bakışı izleyebileceğiniz Şelale Park adını park içinde bulunan yapay şelaleden alır. Özellikle hava kararıp şehir ışıkları yandıktan sonra şehre karşı bir şeyler yeyip içebilirsiniz. Parktaki kafe ve restoranda fiyatlar ise normal seviyede.

Dolu dolu geçen 2 günlük bir programın ardından şehrin tüm önemli yerlerini geziyoruz. Merkezde gezilecek yerlerin hepsini gezsek de Eskişehir etrafında halen çok gezilecek yer var. Yazılıkaya’da Frig tarihini, Seyitgazi’de Selçuklu eserlerini, Sivrihisar’da Frig Kaya Mezarları’nı, Kümbet’te Aslanlı Mabed’i ve Han’da Hüsrev Paşa Cami’yi gezebilirsiniz. Tabi tüm bu yerler için de fazladan 3-4 güne ihtiyacınız olacak.

Kısacası Eskişehir sahip olduğu tüm değerler ile Avrupa standartlarında yaşam kalitesine sahip güzel bir Anadolu şehri. Özellikle İstanbul ve Ankara’da oturanlar yanı başlarında bulunan Eskişehir’e 2 günlerini ayırarak çok güzel bir tatil geçirebilirler.

Kısa Kısa Eskişehir

Nereleri gezmeli ? Odunpazarı Evleri, Çağdaş Cam Sanatları Müzesi, Kurşunlu Cami ve Külliyesi, Atlıhan El Sanatları Çarşısı, Osmanlı Evi, Alaaddin Cami, Şeyh Edebali Türbesi, Sazova Parkı, Kentpark, Tülomsaş Müzesi (Devrim Otomobili), Kızıkcıklı, Adalar&Porsuk, Doktorlar Caddesi, Köprübaşı, Çukur Çarşı, İki Eylül Caddesi, Hamamyolu, Sıcak Sular, Taşbaşı, Reşadiye Cami ve şehir dışında bulunan Seyitgazi, Yazılıkaya, Kümbet ve Han.

Ne yapmalı ? Odunpazarı Evleri’ni keşfedin, Porsuk’ta gondol ya da bot turu atın, Çibörek yiyin, Hamam keyfi yapın, Sazova Park ve Kent Park’ta keyif yapın.

Ne almalı ? Lületaşından yapılmış hediler (pipolar, biblolar, aksesuarlar), Sorkun Çömleği ve Met Helva alabileceğiniz en güzel hediyeliklerden.

Ne yemeli ? Balaban Köfte, Çibörek, Met Helva şehre özgü en güzel yiyeceklerden. Bunun dışında şehrin ünlü suyu Kalabak’ın tadına bakın.

PAYLAŞ
Seyahat yazarı, blogger. Yeni yerler gezip görmek vazgeçilmez tutkusu. 4 kıtada 30'dan fazla ülke görme şansı olsa da skor peşinde koşmaktan çok sevdiği şehirlere tekrar tekrar gitmekten bıkmayan gezgin, turist.

Yorum Yapın

Lütfen yorum yazın.
Lütfen adınızı yazın