Prag

Çek Cumhuriyeti’nin başkenti ve Doğu Avrupa’nın en güzel şehirlerinden olan Prag son yıllarda Türk turistler de dahil olmak üzere dünyanın dört bir tarafından gezginlere ev sahipliği yapıyor. 40 yıl boyunca komünist rejimin hakim olduğu şehri o yıllarda ziyaret edebilen insan sayısı oldukça kısıtlıymış. Günümüzde ise Prag 1989’dan sonra layık olduğu ilgiyi fazlasıyla bulmaya başlamış durumda. Türk turizm operatörleri de dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanından düzenlenen turlar ile insanlar Prag’a akın eder oldular. Benim için Prag’ın özelliği ise balayı tatilimizde uzun zamandır görmek isteyip de görme fırsatını elde ettiğim şehre yapacağım bir gezi olmasıydı. Düğün telaşıydı, şuydu buydu dedikten sonra çıktığımız balayı gezimizde Amsterdam, Paris, Barselona’dan sonra durağımız Prag oldu. Prag öncesindeki şehirleri daha önceden de birkaç kez görme şansım olduğu için Prag’ın benim için yeri ayrı oldu.
Sıcak ve güneşli bir Barselona’yı geride bırakıp 2,5 saatlik yolculuğun ardından Prag’a ulaşıyoruz. Mayıs ayında olmamıza karşın soğuk bir Prag karşılıyor bizi. Havaalanında tatlı bir tedirginliğimiz var çünkü önceki gece Prag’da havaalanı şehir merkezi transferi yapan korsan bir taksici ile anlaşma yaptık, adamın gelip gelmeyeceği ise meçhul 🙂 Havaalanında işlemlerimizi hallettikten sonra dış hatlarda ismimizin yazılı olduğu dövizi görünce rahatlıyoruz, bizim korsan gelmiş 🙂 Hemen elimizdeki bavulları alıp lüks sayılabilecek aracına koyuyor. Merak edenler için belirtmekte fayda var bana göre havaalanından merkeze ulaşımın en kolay yolu bu tip havaalanı transferleri, onun dışında metro vs toplu taşıma Prag Havaalanı’nda sıkıntılı.

Yaklaşık 25 dakikalık yolculuğun ardından otelimizi ayarladığımız Lesser Town bölgesine geliyoruz. Bölgedeki abartılı güvenlik önemleri ilk etapta dikkatimizi çekse de buranın konsolosluklar bölgesi olduğunu öğreniyoruz. En azından şanslıyız, karşımıza çingene mahallesi de çıkabilirdi 🙂 Neyse otele geldiğimizde hizmetinden memnun kaldığımız korsan taksi ile dönüş yolu için de anlaşıp ayrılıyoruz. Prag’daki otelimiz Appia Residences. Burası geniş odalara ve ufak bir bahçeye sahip güzel bir butik otel. Açıkçası Prag’a gidinceye kadar uzun zamandır bu kadar büyük otel odasında kalma şansım olmamıştı. Üstelik odamız otelin güzel bahçesine açılıyor. Muhtemelen Paris’te bu tip bir oda için baya bir para bayılmamız gerekecekti. Otelde çok fazla oyalanmayıp hemen Prag sokaklarına atıyoruz kendimizi.

Prag'da nerede kalınır? başlıklı yazıda şehrin merkezinde, her bütçeye göre otel tavsiyelerimizi okuyabilirsiniz. Şehirdeki tüm otelleri incelemek için tıklayın.

Prag gezimizde ilk durağımız Unesco’nun Dünya Kültür ve Doğa Mirası Listesi’nde de yer alan eski yerleşim merkezi Old Town (Staroměstské Náměstí). Old Town’a doğru giderken şehrin bir diğer turistik noktası olan ünlü Karl Köprüsü’nün (Charles Bridge) aslında hemen yolumuzun üstünde olduğunu görüyoruz. Charles Köprüsü (Karl Köprüsü ya da Charles Bridge); Vltava Nehri üzerinde, Kral Charles IV‘ın emri ile 1357 yılında yapımına başlanmış ve 1400 yılında bitirilmiş, Prag’ın en ünlü ve turistik köprüsü. Köprü, 1841 yılına kadar Prag Kalesi ile Eski Şehir Merkezini (Old Town) birbirine bağlayan tek yapı olması ile çok önemliyken şimdilerde ise Prag’ın en turistik noktalarından biri. Yalnızca yaya trafiğine açık olan köprüde bir çok sokak sanatçısı turistleri etkilemeye çalışıyor. Köprü üzerinde yer alan heykeller ve köprüden Old Town manzarası ise tarif edilemez güzellikte. Karl Köprüsü’nü geçip Prag’ın kalbi olan Old Town’a geliyoruz. Old Town sokaklarında gezerken buradaki turistlerin yoğunluğu ve hediyelikçiler hemen ilk dikkatimizi çeken şeyler oluyor. Burada yerli halktan çok turist var, doğal olarak çoğu dükkan da turistten para kopartmaya yönelik hizmet veriyor.

 Old Town’un en önemli simgeleri arasında Týn Kilisesi, Astronomik Saat Kulesi, St.Nicholas Kilisesi ve Jan Hus Heykeli bulunuyor.

Astronomik Saat 1410 yılında yapılmış olup şehrin en önemli simgeleri arasında yer alıyor. Geçen yılların ardından saat; 1490, 1552 ve 1865 yılında restore edilerek son haline ulaşmış. Saati bu kadar popüler yapan ise saatin saat başı gerçekleştirdiği animasyon.

Saat üzerinde 4 adet figür bulunuyor. Saat üzerinde bulunan simgeler ve anlamları ise şöyle:

  • Elinde ayna tutan figür: Kibir ve kendini beğenmeyi sembolize eder.
  • Elinde altın kesesi tutan Yahudi: Açgözlülük ve faizciliği sembolize eder.
  • İskelet: Gelen ölümü sembolize eder.
  • Mandolin çalan Osmanlı: Keyif ve eğlenceyi sembolize eder.

Her saat başı gerçekleşen animasyonda iskelet elindeki zili çalar, başını sallar ve bunu duyabiliyorsanız ölüm size yakın, geliyor şeklinde yorumlanırken diğer figürler kafalarını sağa sola çevirip ölümü kabullenmezler. Bana göre saat harika bir turist kazığı ama olsun, gelip de izlememek olmaz 🙂 Astronomik Saat kulesi ile ilgili bana göre ikinci önemli detay Old Town’un en güzel manzarasının kule üzerinden izlenebiliyor olması, dilerseniz kuleye çıkarak harika Prag manzarasını izleyebilirsiniz.

O dükkan senin bu dükkan benim gezip bir şeyler de yedikten sonra Prag’daki ilk gecemizi bitirip dinlenmek için otele geçiyoruz.

Prag’ın balayı gezimizdeki son durağımız olmasından (tabi şehirdeki buz gibi havanın da etkisi yok değil) kendimize torpil geçip güne biraz fazla uyuyarak başlıyoruz. Prag’da diğer Avrupa şehirlerindeki kadar çok fazla kaliteli, organize turlar yok. Bu yüzden otel resepsiyonun bulduğumuz kadarıyla tur broşürlerini inceleyip kendimize en uygun olan turun şehrin biraz ters yerinde kalan Prag Kalesi turuna katılmak olduğuna karar veriyoruz. Tur bizi otelimizden alıyor  ve yeni bir güne ünlü Prag Kalesi ve St.Vitus Katedrali ile başlıyoruz. Turda bizden başka bir grup Rus ve 1 tane de Meksikalı kız var. Rehber devamlı Rusça ve İngilizce anlatmaktan işi otomatiğe bağlamış.

Prag Kalesi (Prague Castle ya da orjinal dilde Pražský Hrad); Guinnes Rekorlar Kitabına göre 570 metre uzunluk ve 130 metre genişlik ile dünyanın en büyük antik kalesi. Kale; Bohemya, Kutsal Roma İmparatorluğu Kralları ve Çekoslovakya liderlerine ev sahipliği yaparken şimdilerde ise Çek Cumhuriyeti devlet başkanların ofislerine ev sahipliği yapmakta. Kaledeki en önemli yapı ise Gotik tarzda yapılan ve içerisinde Bohemya ve Roma İmparatorlarının mezarları bulunan St. Vitus Katedrali. Rehber ile kaçak köçek girdiğimiz katedral sahip olduğu tasarım ile bizi gerçekten etkiliyor. (Bu arada gruptaki Meksikalı kız gruptan ayrılıyor, inşallah kaybolmaz diyoruz :))

Katedral’den çıktıktan sonra bizi Prag Kalesi’nde bulunan ve halen sağlam olarak kullanılan en eski kilise olan St. Georges Bazilikası karşılıyor. Bazilika, Vratislaus I tarafından 920 yılında yaptırılmış ve Aziz George’e adanmış. Buradan yolumuza devam edip kale içinde geziniyoruz. Yol üstündeki Oyuncak Müzesi hemen dikkatimi çekse de gruptan ayrılamıyorum 🙁 Kale içinde yavaş yavaş gezerken muhteşem Prag manzarası bizi karşılıyor. Fotoğraf molasından sonra aracımıza geri binerek Yahudi yerleşim merkezi olan Josefov’u gezip Old Town’a geçiyoruz. Buradan sonra Powder Tower, Masarykovo Nadrazi (eski gar), National Museum (ulusal müze) ve Opera Binası‘nı geçip Prag’ın bir diğer önemli meydanı olan Wenceslas Meydanı’nda turun sonuna geliyoruz.

Hava kararmadan önce dünyaca ünlü bir Hollandalı şirketin Prag’da inşaa ettiği “Sarhoş Ev” ya da “Dans Eden Ev” olarak da bilinen Dancing House’a gidiyoruz. Ofis olarak kullanılan binanın çok fazla bir özelliği yok ama sahip olduğu sıra dışı tasarım ile bizim gibi meraklılar devamlı etrafında toplamayı başarıyor.

Prag’daki son günümüzde Karl Köprüsü ve Old Town’u tekrar ziyaret edip otele yakın konumda bulunan Kampa Adası’nda bir tur atıyoruz fakat hiç bir cazibesi olmayan Kampa bizi maalesef hayal kırıklığına uğratıyor. Önceki günlere nazaran biraz daha ağır tempoda gezdiğimiz 3. günün sonuna doğru ilk gün anlaştığımız taksici ile otelde buluşup Prag’dan ayrılmak üzere havaalanından geçiyoruz.

Sonuç olarak soğuk hava işin biraz cilvesi oldu ama Prag bizde güzel bir etki bıraktı. Kim bilir en azından bir hafta sonu yine düşeriz Prag yollarına. Bu arada Prag Kalesi’nde gruptan ayrıldıktan sonra kaybolan bir Meksikalı kız var ona ne oldu ? 🙂

Kısa Kısa Prag

Nereleri gezmeli ? Old Town, Charles Köprüsü, Prag Kalesi, St.Vitus Katedrali, Astronomik Saat, Mala Strana, Dancing House, Charles Meydanı, Wenceslas Meydanı, New Town, Kampa Adası, Petrin Kulesi, Masarky Tren İstasyonu, Josefov, National Museum.

Ne yapmalı ? Old Town ve Charles Köprüsü’nde gezin, Astronomik Saat’in gösterisini izleyin, Prag Kalesi’ni keşfedin  Vltava Nehir turu yapın vaktiniz varsa Kutna Hora, Karlovy Vary, cam atölyeleri turlarına katılın.

Ne almalı ? Prag’da Çek Cumhuriyeti’nin resmi para birimi olan Çek Korunası geçerli. 1 Euro 24 Koruna. Tüm şehirde döviz bozdurabilirsiniz. Cam ve kristal işlemeler Prag’ın olmazsa olmazları. Bunlar dışında kuklalar, granadlar, matruşkalar şehirde alabileceğiniz önemli hediyeliklerden.

Ne yemeli ? Yöresel Çek yemekleri genel olarak Türk yemeklerine özellikle de tas kebap tarzı yemeklere benziyor. Her tür etin kullanıldığı Prag yemeklerinde av etleri olan tavşan ve ördek eti yemeklerde kullanılıyor, bunları deneyebilirsiniz.

Uygun Uçak ve Otobus Biletleri
Balayı Turları
PAYLAŞ
Seyahat yazarı, blogger. Yeni yerler gezip görmek vazgeçilmez tutkusu. 4 kıtada 30'dan fazla ülke görme şansı olsa da skor peşinde koşmaktan çok sevdiği şehirlere tekrar tekrar gitmekten bıkmayan gezgin, turist.

Yorum Yapın

Lütfen yorum yazın.
Lütfen adınızı yazın